Osmanlı Hanedam’ndan otuzüçüncü padişah. Babası Sultan Abdülmecid, an­nesi Şevkefzâ Kadınefendi’dir. Öğrenimini özel olarak görmüş, Arapça, Farsça ile Fransızca öğrenmiştir. Amcası Sultan Ab-dülaziz’in 1863 Mısır ve 1867 Avrupa se­yahatlerine katıldı. Bu gezilerde davranış yanı ile takdir topladı. Fransız maşrık-ı azâ­minin delâleti ile Mason locasına girdi, is­tanbul locası reisi Cleânthe Scalieri ile dostluk kurdu. Avrupa seyahatinden son­ra Kurbağalıdere’deki köşkünde dış dün­ya ile temaslarını devam ettirerek olduk­ça serbest bir hayat sürdü. Ali Paşa’nın ölümünden sonra Yeni Osmanlılar Cemi­yeti mensupları tarafından, Sultan Abdü-laziz’in yerine tahta çıkarılmak için çalışıl­dı. Ancak içkiye fazla düşkünlüğü sinirle­rini de tahrip’etmiş bulunuyordu. Bu se­beple, Mütercim Rüştü Paşa sadrazam, Hüseyin Avni Paşa serasker, Hayrullah Efendi şeyhülislâm, Midhat-Paşa Meclis-i vükelâya dahil ve Kayserili Ahmed Paşa Bahriye nâzın olarak yeni hükümette gö­rev aldıkları vakit, gayelerinin Sultan Aziz’i tahttan indirmek ve onu hükümdar yap­mak olduğunu bildirdikleri zaman, V. Murad duyduğu heyecanla ilk hastalık belir­tisini göstermiştir. Bununla beraber dar­beci kabine üyeleriyle temaslarını kesme­miş ve hal’ programını adım adım takip et­miştir. 29 Mayıs 1876 günü Hüseyin Avni Paşa’nın arabası ile BâtH Seraskerî’ye ge­tirildi. Murad Efendi, burada yapılan tören­le V. Murad unvanı ile Osmanlı padişahı ilân edildi.
Bu saltanat değişikliği yurt içinde ve dış ülkelerde, özellikle de ingiltere ve Fransa1 da iyi karşılanmış, olumlu tesirler yaratmış­tır. Ancak Sultan V. Murad’ın tahta çıkma­sını sağlayan Hüseyin Avni Paşa da öteki arkadaşlarını aradan çıkartarak tam bir dikta kurmak hevesine kapılmıştır. Midhat Paşa ile Süleyman Paşa’nın temin etme­ye çalıştıkları parlamentonun açılması fik­rine işe öteki işbirlikçiler katılmadıkların­dan Meşrutiyetin ilânı geri kaldığı gibi, cü­lus hatt-ı hümâyûnunda bu konuya ancak temas edilerek geçiştirilmiştir. Hüseyin Av­ni Paşa, yeni hükümdar üzerindeki etkisi i’e Mabeyn’e alınacak memurların tayin­lerine de müdahale etmiş; bu durum, V. Murad’da büyük gerginlik yaratmıştır. Gös­terişli bir biçimde tahta geçiş, silâh ve sün­gü sesleri arasında yapılan bîat törenleri, padişahlığının ilk günlerde getirdiği yor­gunluklar V. Murad’ın sıhhî durumunu, bî­at töreninden itibaren iyice bozmuştur.
Tahta çıkışının 6. günü, amcası Sultan Aziz’in ölümü de bozuk asabını iyice sars­mıştır. Cinnetin ilk belirtileri de hükümda­rı ziyarete gelen devlet büyüklerini kucak­layıp öpmesi olmuştur. Bunun üzerine Sul­tan Aziz’in öldüğü günün akşamı özel he­kimlerin tavsiyesine uyularak Dolmabahçe Sarayı’ndan Yıldız Köşkü’ne götürül­müştür. Bu sırada Midhat Paşa’nın Soğanağa’daki konağında, Hüseyin Avni Paşa­nın öldürülmesiyle sonuçlanan Çerkeş Ha­san Olayı, işbirlikçileri kuvvetli bir destek­ten mahrumbtrakmış, padişah ınıastahğf da halk arasında iyice yayılmıştır. Sultan V. Murad devamlı başağniarından şikâyet ediyordu, iyileşme ihtimalinin pek az ol­duğu sonucuna ulaşılınca ve artık ümit ke­silince, I. Murad’ın tahttan indirilmesine^ karar verildi. Veliahd Abdülhamid Efendi” ile temasa geçmeye Midhat Paşa memur edildi. Midhat Paşa Veliahd’den pek ümit bağladığı Kanûn-ı Esasî’yi ilân edeceği vaadini aldıktan sonra verilen fetva ile Sultan V. Murad, üç ay, üç gün süren sözde bir saltanattan sonra, 31 Ağustos 1876 gü­nü Osmanlı tahtından indirilmiş oldu.
Yeni hükümdar II. Abdülhamid’in karde­şini kendi saray mensupları dışında kim­seyle temas ettirmeyecek şekilde âdeta hapsettirmesi V. Murad’ı sevenler arasın­da tepkiyle karşılandı. Annesi Şevkevzâ Kadıefendi, oğlunu büyüler, tütsüler ve muskalarla iyileştirmeye çalışıyordu. Öte yandan onu Avrupa’ya kaçırmak veya ye­niden tahta çıkarmak isteyenler de birta­kım teşebbüslere kalkıştılar. Bunların ilki Aralık 1876′da V. Murad’ı oğlu Sâlâhaddin Efendi ile birlikte Avrupa’ya kaçırma teşeb­büsü oldu. 1877′de Ali Suavî tarafından, 1878 Temmuzu’nda ise, Scalieri ve Aziz Bey Komitesi’nin teşebbüsüyle. Avrupa’ya kaçırılmak istendi. Bütün bu teşebbüsler Sultan II. Abdülhamid’in aldığı cîddî ted­birlerle, bir sonuç vermedi. Sultan V. Mu­rad, bundan sonra 28 yıl Çırağan Sarayı1 nda gözaltında yaşadı, 28 Ağustos 1905 Pazartesi günü vefat etti. damarını kurutmak yolunu seçti. Hz. Mu-hammed Ağustos 623 tarihinde 60 kişi­lik bir kuvvetle Suriye’den gelen ve geli­riyle savaş hazırlığı yapılacağı bilinen bir Kureyş kervanını ele geçirmek için ilk as­kerî seferine çıktı, Ebva vahasına geldiği zaman kervanın gittiğini öğrendi. Oda bu
, hâva|ide~”otufah Benû Dârnure kabilesiy­le bir antlaşma yaparak Medine’ye dön­dü. Ebva gazvesinden bir ay sonra yine bir Kureyş kervanını vurmak gayesiyle Bu-vat’a kadar ilerleyen Hz. Muhammed, düşmanla karşılaşmadan geri döndü. Ay­nı yıl içinde Birinci Bedr Sayası ve Aşire Savaşı yapıldı. Kureyş’ı hedef alan bu ilk seferlerin en önemlisi Nahle Sefer+’dir. Abdullah b. Cahş idaresinde küçük bir kuvvet Nâhle’ye gitti. Burada bir Kureyş kervanına rastladı ve kervanı el geçirdi (Ocak 624).
Nahle Seferi Müslümanlar ile Kureyş arasındaki münasebetleri daha da gergin­leştirdi Hz. Muhâmmed Kureyş kervan­larını ele geçirmek suretiyle onfarı iktisaden yıpratmak isterken; Kureyş de aske­rî bakımından Muslümalar’ı ezmek plan­larını hazırlıyordu. Hicret’in ikinci yılında tıemen bütün Kureyş ailelerinin katıldığı büyük bir kervanın Surıye’ye gittiğj haber alındı, Hz. Muhâmmed, ensar ve Muhacirler’in katıldığı büyük bir kervanın Suri­ye’ye gittiği haber alındı. Hz. Muhâmmed, Ensar ve Muhaciler’in katıldığı bir toplantı düzenleyerek bu kervanın ele geçirilme­sini teklif etti. Bu teklif kabul edilince 300-324 kişi toplandı ve 9 Mart 6£4 tari­hinde Medine’den hareket edildi. Müslü­man ordusu Bedr’e kadar ilerleyerek ker­vanı beklemeye başladı. Kervanın reisi Ebû’Şufyan, durumu öğrenmiş, bir taraf­tan Mekke’ye haber gönderip* yardım is­terken djğörtaraftan da yolunu değişti­rerek tehlikeyi atlatmıştı. Ebû Sufyan’ın haberi ftfekke’de heyecan uyandırdı ve kı­sa sürede Ebû Cehil’İn kumandasında 950 kişilik bir ordu toplanarak yola çıktı. Yolda ikeh kervanın kurtulduğu haberi alındı, fakat geri dönülmedi, iki ordu Bedr’de karşı karşıya geldi. Savaşın baş­larında Ebû Cehil öldürülünce Kureyş or­dusu yenildi Savaş meydanında 14 Müs­lüman şehit düşmüş, buna karşılık Kureyş 70 kayıp vermişti. Bedr, Islârf tarihinin ilk ve mahiyet itibariyle en önğmfizafe’ridir. Bu zaferle Mjüslûmalar, müdafaayı terke-derek hücuma geçiyorlar ve bi^ftuvvet ol­duklarını, ortaya koyuyorlardı.
Mekkeliler fidye ödeyerek Bedr esirle­rini kurtardıktan sonra, Ebû Sufyan birkaç yüz kişiyle birlikte Medine yaKıntacına ka­dar geldi. Hz. Muhammed bunları takibe çıktı, fakat kimseyi yakala­yamadı. Bu savaşa Sevik Savaşı denir.