Osmanlı veziri. Rusçuklu bir yeniçeri olan Hacf Hasan Ağa’nın oğludur. Yeniçeri Ocağı’nın 42. ortasına yazılmış, Rusçuk âyânı ve Tırnoya voyvodası Tirsirtikli ismail Ağa’nın yanında yetişerek, hazinedarı ve sonra başbuğu olmuşîur. “:
Atemdar Mustafa Ağa, devlete karşı başkaldıran Vidin voyvodası Pazvandoğlu Osman kuvvetlerini ortadan kaldırarak, ayaklanmaların yayılmasını önlemiş ve bu hizmetine karşılık olarak kendisine “has­sa silâhşorluğu” rütbesi verilmiştir.Paz-vandoğlu’nun adamlarından Manav İbra­him ile diğer elebaşıları yakaladığı için ka-pucubaşı rütbesine yükselmiş (1803) ve bir yıl sonra da Hezargrad âyânlığına atanmış­tır.
1806′da Tirsinikli İsmail Ağa’nın öldürül­mesi üzerine, Rusçuk âyânlığına getirilen Alemdar Mustafa Ağa, Silistre âyânı Yılı-koğlu Süleyman’ı elinden, Silistre ile De­liorman dolaylarını da alarak Ibrail çevre-’sine kadar yayılmıştır.
Alemdar’ın, artan nüfuzu karşısında hü­kümet kendisine karşı yumuşak davranma­yı uygun bulmuş, Alemdar da hükümete karşı doğrulukla çalışmaya söz vermiştir. Bu sırada, Ruslar, sınırı geçmişlerse de, Alemdar’dan yedikleri ilk darbe ile ilerle-yememişlerdir: Alemdar Mustâfa Ağa’ya bu başarısından dolayı veziriik, sürekli ola­rak da Silistre valiliği ve Tuna saraskerliği verilmiştir (1807). Sadrazam ve Kapıkulu askerleriyle cepheye hareketinden sonra III. Selim’e ve “Nizam-ı Gedîd”e karşı olanlar, İstanbul’da Kabakçı Mustafa ayak­lanması üzerine ordudaki yenilik ta­raflılarını öldürmüşler,; lif. Selim’in yerine IV. Mustafa’yı tahta çıkarmış­lardır. Bunu duyan ordudaki Sultan Selim ve Nizam-ı Cedîd taraflıları, yeniçe­rilerin ayaklanmasından korkarak birer bi­rer Rusçuk’ta bulunan Alemdar Mustafa Paşa’ya sığınmışlardı. Bunlar, Aiemdar’ın vatanseverliğinden faydalanarak, Sultan III. Selim’i tekrar tahta çıkarması veyeni­liği yaşatması için Alemdar’ı harekete ge­çirmeye çalışıyorlardı.
İstanbul’daki değişikliklerden sonra sadrazam Hilmi İbrahim Paşa, görevinden alınarak yerine Boğaz muhafızı Çelebi Mustafa Paşa atanmıştır. III. Selim taraf­lıları, IV. Mustafa’dan yana olanlarla gizli­ce anlaşarak, Alemdar Mustafa Paşa’nın istanbul’a gelmesini sağlamışlardı. Bu an­laşmaya göre Alemdar,; III. Selim’i öldür­dükten sonra ve onun taraflılarını da or­tadan kaldırdıktan sonra, yine Silistre’ye dönecekti. Bu sırada Ruslar’la dokuz ay­lık bir mütareke yapılmış olduğundan, cep­hede bir miktar kuvvet bırakan sadrazam, İstanbul’a dönüyordu. Sadrazamı kuşku­landırmamak için, Alemdar’ın Edirne’ye gitmesi ve daha sonra da Sultan IV. Mus­tafa’nın adamjarı iyice elde edilince, İstan­bul’a kadar gelmesi kararlaştırılmışjı. Rus­çuk yârânı, sadrazamı da kandırmışlar, Alemdar’ın devlet işlerine karışan kimse–lerj İş başından uzaklaştırmak maksadıyla Istanbui’a geleceğini söyleyerek, işin giz­li tutulmasını tavsiye etmişlerdi. Alemdar, Edirne’den hareket edeceği sırada, Pınar-hisar âyânı Hacı Ali Ağa’yı, bir miktar kuv-vetje Şoğaz’ıh Rumeli Ffenari’ne yollamış, orada ;turnacıbaşı rütbeliyle Boğaz nâzırı bulunan Kabakçı Mustafa’yı öldürtmüş­tü.
IV. Mustafa âdet olduğu üzere orduyu ve
Sancak-i Şerifi Davudpaşa’da karşılamıştı (1808).
Alemdar Mustafa Paşa, İstanbul’a gir­meyerek iki gün Çırpıcı’daki ordugâhında kalmış ve üçüncü günü emri altında bu-lunanlann bir kısmı ile sadrazamı ziyaret etmiş ve bu görüşmede de, verilen karar gereğince, şeyhülislâm Topal Ataullah Efendi görevinden çıkarılarak, yerine Arap-zâde Arif Efendi getirilmiştir.
Alemdar Mustafa Paşa, 28 Temmuz 1808 Perşembe günü, henüz ortalık ağa­rırken, 15.000′den fazla bir kuvvetle Siliv­ri ve Belgrat kapılarından istanbul’a gire­rek Babıâli’ye gelmiş, sadrazamın mühü-rünü alarak çavuşbaşıya verdikten sonra, sadrazamı, muhafaza altında kendi ordu­gâhına göndermiştir. Devlet adamlarıyla bilginlerini Babıâli’ye çağırarak, hepsini Sultan III. Selim’i tahta çıkarmak üzere Sa­ray’a götürmüştür. Alemdar, bir taraftan kızlarağasını çağırarak Sultan III. Selim: in bulunduğu yerden çıkarılmasını söyler­ken, öte taraftan da kendisine tahttan in­dirildiğini bildirmek üzere şeyhülislâmı, Sultan IV. Mustafa’ya yollamıştır. Sultan IV. Mustafa, Alemdar’ın teklifini kabul etme­miş, hükümdarlıkta kalmak için Sultan III. Selim ile kardeşi Mahmud’u öldürtmeye karar vererek, saray kapılarını kapattırmış-tır. Alemdar, kapıyı kırarak içeri girinceye kadar, Sultan III. Selim öldürülmüştür. Ni­hayet Enderun’a girebjlen Alemdar Mus­tafa Paşa, orada Selim’in ölüsü ile karşı­laşınca, henüz öldürmeye vakit bulama­dıkları Mahmud’u IV. Mustafa’nın yerine tahta çıkarmış; yeni padişah da Alemdar’ı sadrazam yapmıştır.
Alemdar Mustafa Paşa, sadrazam olun­ca, hem temizliğe, hem de ıslahata baş­lamıştır. Sultan III. Selim’le Nizam-ı Cedîd’i istemeyenler sürgüne gönderilmiş veya yok edilmiştir. Devlet işlerini görüşmek üzere Anadolu ve Rumeli’nin ileri gelen-1 leri istanbul’a çağrılarak durumun nazik­liği kendilerine anlatılmıştır. Bunlardan, devlete itaat edeceklerine dair söz alınmış ve 1808 Ekimi’nde hükümetle âyânJar ara­sında bir antlaşma imzalanmıştır. Bu ant­laşmanın altıncı maddesi ıslahata karşı ge­lecekleri yola getirmek maksadıyla kon­muştu. Bu işlerden sonra Sekban-ı Cedîd adıyla Nizam-ı Cedîd yeni baştan kurul­muştur. Konya valisi Kadı Abdurrahman Paşa, dağılmış olan Nizam-ı Cedîd asker­lerinden toplayabildikleriyle İstanbul’a gel­miş ve bu askerlere komutan olmuştur. Se­limiye ve Levent çiftliği kışlaları tekrar bu askerlere ayrılmış, Yeniçeri Ocağı’hdan da Nizam-ı Cedîd’e karşı hareket etmeyecek­lerine dair senet alınmıştır.
Yeniçeri Ocağı erlerine mahsus “esâ-me” denilen aylık cüzdanların alınıp sa­tılması yasak edilmiştir. Vezirlikle kaptan paşalığa getirilen Rusçuk yaranından Ab­dullah Ramiz Efendi de, tersanede ıslahata girişmiştir. Bu çalışmalarla her işin yolun­da gittiğini sanan Rusçuk yârânı, bir yeni ayaklanma ile karşılaşmayacaklarını umu­yorlardı. Halbuki Sultan IV. Mustafa’yı tekrar hükümdarlığa getirmek isteyenler, elaltı-dan çalışmakta idiler. Bu hususta Sultan IV. Mustafa da kızkardeşi Esma Sultan ara­cılığı ile dışardan kışkırtmalarda bulunu­yor, hem Yeniçeri Ocağı ile, hem de bazı paşalarla haberleşiyordu. Esma Sultan’in bu çalışmalarını haber alan Alemdar Mus­tafa Paşa, önce kızlarağasına, sonra da Sultan Mahmud’a bu tehlikeli durumu ya­zı ile bildirmişti. Çıkacak olan herhangi bir ayaklanmaya karşı Alemdar, kendi kuvvet­lerine güveniyordu; fakat bunlar da toplu bir halde değillerdi. Elaltından çalışan mu­haliflerin kuvvetleri arttıkça, sesleri de ya­vaş yavaş yükseliyordu. Halk tamamıyla denecek derecede yeniliğin düşmanı ve yeniçerilerin taraflısı idi. .Alemdar’ın.. eski nüfuzu azalmıştı; hattâ Ramazan bay­ramından sonra Yeniçeri Ocağı’nın kaldı­rılacağı propagandası yayıldığından, yeni­lik düşmanları ihtiyata lüzum görmeden, sadrazam hakkında açıkça atıp tutarak, duvarlara yaftalar yapıştıracak kadar ileri gitmişlerdi. IV. Mustafa’nın elaltından yö­nettiği bu harekete karşı bazı tecrübeli devlet adamları, tehlikeyi Alemdar’a anla­tarak, geçici bir zaman için Edirne’ye git­mesini, Rumeli kuvvetleri ile yeniden İs­tanbul’a gelmesini tavsiye etmişlerse de,MekkelHer, Bedr Savaş ı’na sebep olan kervanın maruz kaldığı tehlikeyi unutma­mışlardı. Hayatları da ticarete bağlı oldu­ğu için ertesi yıl Suriye’ye gönderilecek kervanı başka bir yoldan sevketmeye ka­rar verdiler. Hz. Muhammed onların bu planını öğrendi. Zeyd b. Harise’yi 100sü­vari ile kervanı ele geçirmeye memur et­ti. Müslümanlar kervanı ele geçirdiler. Ar­tık Kureyş için buna kesin bir çözüm bul­ma zamanı gelmişti. Ebû Sûfyan kuman­dasında 3000 kişilik bir ordu Mekke’den hareket ederek, Medine yakınında Ühud Dağı eteğinde el-Urd mevkiinde karargâh kurdu. Kureyş ordusunun hareketini haber alan Hz. Muhammed Medine’de bir top­lantı yaparak vaziyeti görüştü. Görüşme sonunda şehirden çıkılmayarak savunma savaşı yapılmasına karar verildi. Fakat bir gün sonra bazı tahrikler sonunda çoğun­luk, Hz. Muhammed’i şehir dışında savaş­maya zorladılar. Hz. Peygamber isteme­yerek onların fikrini kabul etti. 23 Mart 625 tarihinde Uhud mevkiinde iki ordu kar­şılaştı.’ Müslüman ordusunun sayısı 900 civarında idi. Yapılan savaşta Mekkeliler galip geldi. Müslümanlar 27 şehit vermiş­lerdi. Fakat Kureyşliler galibiyeti yeterli bularak ertesi günü dönüp gittiler.
Bir yıllık aradan sonra komşu kabile­lere karşı akınlar yeniden başladı. Dumetel-Cendel ve Benû el- Mustalik sa­vaşları basan ile sonuçlandı. Hz. Muham­med hedefine doğru yavaş yavaş ilerliyor­du. Mekkeliler bu gelişmeler karşısında tekrar büyük bir ordu ile Medine üzerine yürümeye karar verdiler. Uhud’da uğranılan yenilgiyi unutamayan Müslümanlar Medine’de kalarak savunma savaşı yap­maya karar verdiler. Şehrin açık olan kuzey tarafına atların atiayamayacağı geniş­likte hendek kazıldı. Araplarca bilinmeyen böyle bir savunma şekli Kureyş ve müt­tefiklerini şaşırttı. Hendeği geçmek için giriştikleri teşebbüsler bir sonuç vermedi. Hz. Muhammed 628 ilkbaharında ani­den Mekke’ye gitmeye karar verdi. Yan­larında kılıçtan başka silâhı olmayan 1500 kişi bu sefere katılacaktı. 13 Mart 628′de yola çıkıldı. Hiçbir engelle karşılaşmadan Mekke’ye 60 km. uzaklıkta bulunan Us­tan mevkiinde gelindi. Müslümanlar’ın ha­reketini haber alan Mekkeliler savaşa ka­rar vererek müttefiklerinden yardım iste­mişler ve Halid b. Velid kumandasındaki öncü kuvvetlerini Usfan istikametinde göndermişlerdi. Hz. Muhammed bu du­rum karşısında Mekke’ye mümkün oldu­ğu kadar yaklaşmak gayesiyle Mekke’nin sınırında bulunan el-Hudeybiye kuyusuna vardı. Mekke’ye bir elçi göndererek sade­ce hac etmek istediğini, engel olmaya ça­lışırlarsa savaşmaktan geri durmayacağı­nı, fakat onlarla bir antlaşma yapmaya ha­zır olduğunu bildirdi. Başlangıçta Mekke­liler bu teklifi kabule yanaşmadılar. Elçiler birkaç defa gidip geldi, vaziyet gerginleş­ti, Her an savaşın patlak vermesi bekle­niyordu. Müslümanlar çok zor durumda idiler. Yanlarında kılıçtan başka silâhlan yoktu. Hz. Muhammed ashabını bir ağa­cın altında topladı ve onlardan sadakat ye­mini istedi. Müslümanlar ölünceye kadar savaşacaklarına, asla kendisini terketmeAlemdar bunu küçümseyerek karşılamış­tır.
Ramazan’ın 26′ncı günü akşamı Alemdar’a suikast yapılması yeniçerilerce ka­rarlaştırılmıştı. Alınan tertibe göre yangın olduğu yayılacak, sadrazamların yangın yerine gitmesi âdet olduğundan Alemdar dışarı çıkınca öldürülecekti. O gece Alem­dar, teravihten sonra Babıâli’ye gelmiş ve hemen dairesinde yatmıştı. Yeniçeriler ön­ce kararlaştırdıkları gibi, Babıâli önüne gel­mişler, “Yangın var!” diye gürültü ederek sadrazamı dışarı çıkarmak istemişlerse de yangının aslı olmadığını ve suikaste uğra­yacağını anlayan Alemdar Mustafa” Paşa, dışarı çıkmamıştır. Alemdar’ in dışarı çık­madığını gören yeniçeriler ikinci bir plan tasarlamışlardır. Bu plana göre, önce Ağa kapısı’na giderek Yeniçeri Ağası Mustafa Âğa’yı parçalamışlar, sonra Paşakapısı1 m çevirerek sadaret kethüdası dairesini ateşlemişler, daha sonra da Pâşakapısı1 ndaki sekbanlarla çarpışarak Alemdar’ın dışarı çıkmasını beklemişlerdir. Silâh ses­leri üzerine cariyeler Babıâli’deki sekbanların birbirleriyle kavga ettiklerini sanarak, Alemdar’ı uyandırmışlardır. Fakat Alem­dar, işin kendisine karşı olduğunu anlaya­rak hemen abdest almış, sonra pencere­den bakarak sekbanlar ile çarpışan yeni­çerileri görünce kendisi de ateş etmeye başlamıştır. Sadrazamın dışarı çıkmayaca­ğını anlayan yeniçeriler, Paşakapısı’nı dört taraftan ateşlemişlerdir. Çaresiz kalan Alemdar, 56 kadar cariyesini harem bah­çesindeki taş kulenin içine aldıktan son­ra, bir süre bu kulenin kapısında savun­makta devam etmiş, fakat ortalık ağardığı halde, bir taraftan yardım gelmediğini görünce umutsuzluğa düşmüştür. Bu sı-rad 500 kadar yeniçeri, Alemdar’ın bulun­duğu kulenin üzerine çıkarak kuleyi tepe­sinden delmeye başlamışlardır. Kapıyı ka­payan Alemdar, düşmana teslim olarak al­çakça öldürülmektense kendi kendini öl­dürmeyi uygun görmüş, kule içinde duran bir varil barutu ateşleyerek bulunduğu yeri dolduran dumandan ölmüş ve kuleyi del­mek üzere üstüne çıkmış olan 500 kişiyi de havaya uçurmuştur (16 Kasım 1808).